dövize endeksli kredi muhasebe kaydı
Dövize bağlı olarak yapılan işlemlerde, (dövize endeksli alım-satımlarda) dövizli alacak ve borçların değerlemesinin sağlıklı yapılabilmesi, bu işlemlerin doğru bir biçimde izlenebilmesi ve faturaya bağlanması durumunda kayıt kolaylığı bakımından 181 GELİR TAHAKKUKLARI VE 381 GİDER TAHAKKUKLARI HESABI’ nın kullanılmasını tavsiye ediyoruz.
A.S.Erkuş N.ÖzerDÖVİZE ENDEKSLİ TÜKETİCİ KREDİLERİNDE SÖZLEŞMENİN UYARLANMASI DAVALARINDA YARGITAY’DA MUHALİF ÜYE SAYISI ARTIYOR. T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2013/11149 KARAR NO : 2013/26086 YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ : Uşak 1.
Uluslararası piyasalardaki dalgalanmalar, dövize endeksli kredi kullanan vatandaşı da vurdu. Bankalardan dövize endeksli kredi kullanan müşteriler, kurun yükselmesi ve anapara kur farkından kaynaklanan KKDF (Kaynak Kullanım Destekleme Fonu)+BSMV (Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi) farkıyla aylık ödemelerinde sürpriz yaşıyor.
6Kredi, Emlak Katılım’ın yazılı kabulü olmadıkça kısmen veya tamamen erken kapatılamaz. 7-Döviz veya dövize endeksli kredi kullandırılması halinde, finansman tutarının TL karşılığının
Ülkemizdemeralar varken hayvanlarımıza #pizza yediriyoruz. :) Bu güne kadar #sanayi 'ye verdiğimiz #teşvik 'lerin onda birini tarıma verseydik çok çok
Site De Rencontre Au Quebec Canada. Örnek 1000 $ kredi alındığını ve kredinin alındığı tarihte döviz kurunun 1,60 TL. olduğunu varsayalım. -/- 102 BANKALAR YAPI KREDİ BANKASI 300 BANKA KREDİLERİ HALK BANKASI Banka kredisi kullanım kaydı -/- şeklinde olacaktır. Daha sonra, 20 $ dönem faizi tahakkuk ettiğini ve bankanın 1 $ BSMV hesapladığını varsayalım. Faizin tahakkuk ettiği tarihteki kur 1,70 TL. olsun. -/- 780 FİNANSMAN GİDERLER 35,70 BANKA KREDİ FAİZİ 34 BSMV 1,7 300 BANKA KREDİLERİ 35,70 HALK BANKASI 35,70 20 $ Kredi faizinin ve verginin kaydı -/- şeklinde yevmiye maddesi yapılacaktır. Kredi hesabı kapatılırken veya bir kısmı ödenirken Bankasının döviz alış kurları esas alınır. Kredinin ödendiği tarihte kurun 1,90 TL. olduğunu kabul edersek, yevmiye maddesi; -/- 300 BANKA KREDİLERİ HALK BANKASI 780 FİNANSMAN GİDERLERİ 304,20 KUR ZARARLARI 102 BANKALAR Toplam 1021 $ kredi borcunun ödenmesi -/- şeklinde olacaktır. Banka Kredileri hesabı defter değeri + 35,70 ile borçlandırılıp kapatılacaktır. Kasa hesabı o günkü kur değeri üzerinden 1021 $ x 1,90TL. alacaklanacaktır. Aradaki fark döviz kurundaki değişmeden kaynaklandığından Finansman Giderleri hesabına yazılacaktır. Kredinin ödendiği tarihte döviz kurunun kredinin alındığı tarihteki kurdan daha düşük olması durumunda kur geliri ortaya çıkacağından GELİRLERİ hesabına kaydedilir. Örnek olarak, kredinin ödendiği tarihte döviz alış kurunun 1,50 TL. olduğunu varsayalım. -/- 300 BANKA KREDİLERİ HALK BANKASI 646 KAMBİYO KARLARI 104,20 KUR GELİRLERİ 102 BANKALAR Toplam 1021 $ kredi borcunun ödenmesi -/- Uzun dönemli banka kredileri 300 kodlu hesap yerine 400 kodlu hesapta izlenir. SEMİH MUTLU MuhasebeNet Genel Yayın Yönetmeni
Dövizli Dövize Endeksli Fatura KDV Ali ÇAKMAKCI Yeminli Mali Müşavir [email protected] I-Dövizli Dövize Endeksli Fatura Düzenlenmesinde KDV Matrahına İlişkin Düzenlemeler Usul Kanunu ve Gümrük Kanunu Düzenlemeleri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu VUK’nun 229 uncu maddesinde; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. ” hükmü yer almaktadır. Özetle, fatura düzenlenmesi bir emtia satışı veya hizmetin/işin yapılmış olması, bunun bedel karşılığında satılması veya buna benzer tasarrufi bir işlem yapılması , bu işlemin bir tüccar tarafından yapılmasını gerektiren belli bazı şartları gerektirmektedir. Aynı Kanunun 215 inci maddesinde; “1-Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. a Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki, yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz.” hükmü yer almaktadır. Yine, aynı Kanunun 280 inci maddesinde; “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsa rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir… “ hükmü bulunmaktadır. Ayrıca, 404 Sıra Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde; “130 Sıra Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 217 Seri Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtildiği üzere değerleme günü itibariyle Bakanlığımızca kur ilan edilmediği durumlarda Merkez Bankasınca ilan edilen kurların esas alınması gerekmektedir. Bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kurunun bulunmaması halinde döviz alış kurunun, döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kurunun uygulanacağı tabiidir.” açıklamasına yer verilmiştir Diğer taraftan, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 30 uncu maddesinde; “Eşyanın gümrük vergisine esas alınacak kıymetinin Türk Lirası olarak beyanı zorunludur. Fatura veya diğer belgelerde yazılı yabancı paralar, gümrük yükümlülüğünün başladığı tarihte yürürlükte olan Merkez Bankası Döviz Satış Kurları üzerinden Türk Lirasına çevrilir. ” hükmü yer almaktadır. 130 seri no’lu VUK Genel Tebliğin de mal ihracatı yapan işletmelerde hangi tarihteki döviz kurunun kayıtlarda esas alınacağı kanunlarla açıkça belirtilmiştir. “Örneğin, KDVK uygulamalarında ihracat işleminin gerçekleştiği tarih, malın gümrük hattından geçtiği sırada çıkış gümrüğünce belirlenen ve gümrük çıkış beyannamesinin ilgili bölümünde belirtilen “Gümrük Hattı Çıkış Tarihi” olacaktır. …” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Açısından Dövizli Veya Dövize Endeksli Fatura Düzenlenmesi 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun; – 9 ncu maddesi ile vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları vergi alacağının ödenmesinden sorumlu tutma konusunda Bakanlığımıza yetki verildiği, – 10/a maddesinde, vergiyi doğuran olayın mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile meydana geldiği; 10/b maddesinde ise, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde meydana geldiği, – 24/c maddesinde vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu; – 26 ncı maddesinde ise bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği, – 35 inci maddesinde ise malların iade edilmesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya “Sair Sebeplerle” matrahta değişiklik vuku bulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükellefin bunlar için borçlandığı vergiyi; bu işlemlere muhatap olan mükellef ise indirme hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin vuku bulduğu dönem içinde düzelteceği, hükme bağlanmıştır. 3065 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre, ithalatta KDV matrahına; – İthal edilen malın gümrük vergisi tarhına esas olan kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf veya müstesna olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil CIF değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tespit edilecek değeri, – İthalat sırasında “ödenen” her türlü vergi, resim, harç ve paylar, – Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler, dahil olacaktır. 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 24 üncü maddesine göre ithal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın satış bedeli olup, Türkiye’ye ihraç amacıyla yapılan satışta satış bedeli, 27 ve 28 inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı, fiilen ödenen veya ödenecek fiyattır. 24 üncü maddeye göre belirlenemeyen gümrük kıymeti ise sırayla 25 ve 26 ncı madde hükümlerine göre tespit edilir. İthal edilen eşyanın gümrük vergisine esas olan kıymeti yukarıda belirtildiği şekilde bulunur ve beyan edilir. Madde metninde yer alan, “… gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde…” ibaresi ancak beyannamenin verilmediği veya verilemediği hallere münhasırdır. Bu durumda, ithal edilen malın gümrük vergisine esas olan kıymeti yani verginin matrahı, sigorta ve navlun bedelleri dahil CIF değeridir. Bu değeri tespit etmek için gerekli belgeler bulunmadığı takdirde, malın gümrük idaresince resen tayin ve tespit olunan değeri, verginin matrahı olur. İthalat KDV matrahı tespit edilirken, yukarıda açıklandığı şekilde belirlenen gümrük kıymetine, ithalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar dahil edilir. Bunlar, gümrük vergisi ve belediye payı, rıhtım resmi, damga resmi ve benzeri ithalat işlemi nedeniyle ortaya çıkan yükümlülüklerdir. Ayrıca, gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve munzam sigorta ücreti, destekleme ve fiyat istikrar fonu ve konut fonuna katılma payları gibi ödemeler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan ve yine gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar oluşan fiyat farkı ve kur farkı gibi ödemeler KDV’nin matrahına dahildir. 3065 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine göre; aşağıda yazılı unsurlar KDV matrahına dahildir a Teslim alanın gösterdiği yere kadar satıcı tarafından yapılan taşıma, yükleme ve boşaltma giderleri. b Ambalaj giderleri, sigorta, komisyon ve benzeri gider karşılıkları ile vergi, resim, harç, pay, fon karşılığı gibi unsurlar. c Vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerler. 1 seri no’lu KDV Uygulama Genel Tebliğinde ise bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla Vade Farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, “teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran” uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir. Yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde, Vergi Usul Kanunu uyarınca yapılan değerlemeler sonucu oluşan kur farkları üzerinden KDV hesaplanmaz. Mezkur Genel Tebliğe göre teslim ve hizmet işlemlerine ait faturada ayrıca gösterilen vade farkları matraha dahil edilir ve işlemin tabi olduğu KDV oranı üzerinden vergilendirilir. Öte yandan, vadeli işlemlerde bedelin zamanında ödenmemesi nedeniyle ortaya çıkan yeni vade farkları da vadeli satışa konu teslim ve hizmete ilişkin matrahın bir unsuru olduğundan, bu vade farklarına ait KDV vadeli satışa konu teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemlerin tabi olduğu oran üzerinden hesaplanır. Ayrıca, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir. 60 seri nolu KDVK Sirkülerine göre Yurt İçi Teslimler ile İhraç Kayıtlı Teslimlerde Oluşan Kur Farkları Bölümü KDV Kanununun 26 ncı maddesinde, bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki “cari kur” üzerinden Türk parasına çevrileceği hüküm altına alınmıştır. Konu ile ilgili 105 Seri KDV Genel Tebliğinin E bölümünde açıklama yapılmıştır. Yurt içinde KDV uygulanmak suretiyle teslim edilen mallara ilişkin olarak, – KDV dahil toplam bedelin dövize endeksli olarak belirlenmesi durumunda vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarih ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan kur farkı bedeline iç yüzde oranı uygulanarak, – Dövize endeksli toplam bedele KDV’nin dahil edilmemesi durumunda vergiyi doğuran olay ile ödeme tarihi arasında ortaya çıkan kur farkları üzerinden lehine kur farkı ortaya çıkan mükellef tarafından düzenlenecek faturada KDV hesaplanması ve kur farkının ortaya çıktığı dönemde her iki mükellef tarafından genel esaslar çerçevesinde işlem yapılması gerekmektedir. KDV Kanununun 11/1-c maddesi hükmü gereğince tecil-terkin uygulanmak suretiyle teslim edilen mallara ait bedelin dövize endeksli olarak belirlenmesi durumunda, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarih ile ödeme tarihi arasında ihracatçı lehine ortaya çıkan kur farkları için ihracatçı tarafından düzenlenecek faturada KDV hesaplanarak beyan edilmesi gerekmektedir. Söz konusu KDV imalatçı tarafından genel esaslara göre indirim konusu yapılabilecektir. İmalatçı lehine kur farkı ortaya çıkması halinde 25 Seri KDV Genel Tebliğinin D bölümüne göre işlem yapılması gerekmektedir. Maliye Bakanlığına göre yurtiçi firmalardan yapılan dövize endeksli mal alımlarına istinaden düzenlenen sözleşmede döviz kurunun taraflarca belirlenmesi halinde, avans olarak yapılan ödemelerde dahil düzenlenecek satış faturalarında Türk Lirası karşılığının gösterilmesi şartıyla, sözleşmede belirlenen döviz kuru üzerinden ilgili bedelin Türk Lirasına çevrilerek defter kayıtlarına geçirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Buna karşın, dövize endeksli mal alımlarına istinaden taraflarca mal alım sözleşmesinde döviz kurunun belirlenmemiş olması ve satış faturasında mal bedelinin Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanması durumlarında, ödeme için taraflarca döviz kuru belirlenmediği takdirde düzenlenecek satış faturalarındaki bedelin Merkez Bankası “Döviz Alış Kuru Üzerinden” Türk Lirasına çevrilerek defter kayıtlarına geçirilmesi, ayrıca fatura düzenleme tarihinden, ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar lehe oluşan kur farkları için satıcıya, aleyhe oluşan kur farkları için ise satıcı tarafından fatura düzenlenerek, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran üzerinden KDV hesaplanması gerektiği ifade edilmektedir.[1]. Bir başka olayda çek ve senetlerin ciro edildikten veya kırdırıldıktan ödeme gerçekleştirildikten sonra nihai olarak tahsil edildiği tarihe kadar oluşacak kur farklarının KDV matrahı ile bir ilişkisi bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, döviz cincinden veya dövize endeksli olarak düzenlenen ve vade tarihinden önce ciro edilen veya kırdırılan çek ve senetlerin ciro veya kırdırılma tarihinden sonra oluşan ve işlemin matrahında herhangi bir değişiklik meydana getirmeyen kur farkları için fatura düzenlenmesine ve KDV hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır[2]. Benzer şekilde başka bir özelge de çekin ciro edilmesi tahsil hükmünde olduğundan ciro edilen tarih ödeme tarihi olarak dikkate alınacak ve vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarih ile ödeme tarihi ciro edilme tarihi arasında ortaya çıkan kur farkı üzerinden, lehine kur farkı ortaya çıkan mükellef tarafından düzenlenecek faturada KDV hesaplanacaktır[3]. Bir başka görüşe göre, “ithalatta vergi matrahına dahil unsurlardan olan ithal edilen eşyayla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan fiyat farklarına isabet eden KDV nin, Gümrük Kanunu çerçevesinde ilgili gümrük idaresine beyan edilerek ödenmesi gerekmekte olup, bu verginin 2 KDV Beyannamesi ile bağlı bulunduğunuz vergi dairesine beyan edilip ödenmesi mümkün bulunmamaktadır[4]”. Benzer görüşe göre ithalatta vergi matrahına dahil unsurlardan olan ithal edilen eşyayla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan ve vadeli ithalattan kaynaklanan kur farklarına isabet eden KDV’nin, ilgili gümrük idaresine beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir[5]. II-Yasal Düzenlemeler Işığında Kur Farkı Değerlendirmesi Kur farkları, niteliği itibariyle kişilerin iradeleri dışında vukubulan bir sonuçtur ve bize göre vade farkından farklıdır. Kur farklarında kanun koyucu ithalat için lafzen özel belirleme yapmış olmasına karşın, yurtiçi işlemlerde açık bir belirlemenin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum her türlü özellikle değerleme kaynaklı fiktif nitelikteki kur farklarını değil, sadece vade farkı şeklindeki kur farklarını dikkate almak için yapılmış bilinçli bir tercih olamaz. Kanun koyucu esas itibariyle döviz ile yapılan işlemlerde bedelin vergiyi doğuran olayın olduğu tarihteki cari kur ile belirleneceğini açıkça ifade etmiş bunun istisnasını ithal edilen mallar nedeniyle ortaya çıkan kur farkları olarak ifade etmek gerekir, Kanunun 20. Maddesinde ise bu bedelin açıkça teslim ve hizmet işlemlerinde işlemin matrahı olacağı hüküm altına alınmıştır. Kur farkları, müşteri ile alıcı arasındaki yeni bir ticari işlem değildir. Yeni bir ticari işlem yaratmadığı gibi, ödenmesi ve tahsilatı sadece ticari hesabı denkleştirme amacı taşımaktadır. Bize göre, VUK hükümleri kapsamında fatura düzenlenmesini gerektiren bir olay değildir. Bir diğer ifadeyle, fatura düzenlenmediği veya alınmadığı gerekçeleriyle %10 özel usulsüzlük cezası kesilmesinin ilk başta çeşitli hukuki sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Bize göre, kanunda kur farklarının açıkça yazılmamış olması vergilendirmeyi doğrudan engellemez, yalnız bu vergilendirmenin sınırlarını Kanunun 26. Maddesi özel bir gerekçe ile belirlemektedir. Bir diğer ifadeyle, kur farkı açısından bize göre vergilendirmede zincir burada kopmaktadır. Aksi takdirde, kanun koyucunun özel bir bedel tanımlaması yapmasının anlamı ve değeri olmaz. Bedel, şarta bağlı bir işlem olarak ta karşımıza gelmemektedir. Kur farkını, mevcut işlemin bir devamı olarak görmek yanlıştır. İşlem, mal teslimi, hizmet ifası ile veya mal teslimi ve hizmet ifasından önce düzenlenen belge ile gerçekleşmiştir. Kur farkının vade farkı olarak değerlendirilmesi bize göre mümkün değildir. Satıcı lehine her zaman olumlu kur farkı çıkmamaktadır. Bu durumda, önce tutara vade farkı deyip, satıcı lehine vergilendirme önerip, sonra alıcı lehine ortaya çıkan kur farkını ise matrahta düzeltme olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu tür değerlendirmelerde kur farkı vade farkı olarak ifade edilirken, daha sonra hangi ticari işlem vukubulmuştur ki alıcı lehine ters vade farkı ortaya çıkabilsin. Bu durum açıkça bir çelişkidir ve hukuki duruma göre değil sonuçlarına göre bir değerlendirmenin yapıldığını ortaya çıkarmaktadır. Konuyla ilgili değerli görüşlerine başvurduğumuz bazı yazarlar, Kanunun 24/c maddesindeki “gibi” edatının vergilendirme için yeterli olduğunu ifade ederken, ayrıca Kanunun 35. Maddesinin de kur farklarını vergilendirmek için imkan yarattığı görüşündedir. Bu yazarların, açıkça Kanunun 24/c maddesinden dolayı mı, yoksa Kanunun 35. Maddesindeki “matrahta düzeltme” hükmünden mi kur farklarının matraha dahil oldukları konusundan ciddi çelişkili yorum ve değerlendirmelerde bulunduklarını gözlemliyoruz. Ortada açıkça matraha tabi bir kavram olduğu ifade ediliyorsa bu durumda ayrıca KDVK’nın 35. Maddesini değerlendirmeye gerek kalmadığını düşünmekteyiz. Kanunun 24/c maddesindeki “Gibi” edatı kur farklarını matrah içinde değerlendirmek için yeterli ise, Kanunun 35. Maddesini konuşmaya gerek olmadığını düşünmekteyiz. Matrahta düzeltme hükümleri geneli itibariyle yapılması planlanan teslim veya işin özü ile ilgilenmektedir. Ayrıca, işlemin vergi hukuku açısından zamanaşımına uğradığı dönemde yapılan tahsilatlar nedeniyle vergilendirme yapılması da hukuken mümkün değildir. Zira, işlem, yani vergiyi doğuran olay artık zamanaşımına uğramıştır. Bu kapsamda, yapılan işlemde aynı döviz tutarındaki iki işlemin tahsilata bağlı olarak matrahının farklılaşmasına yol açacaktır. Bu durumda, bu tür vergilendirme şeklindeki işlemlerin Anayasal ilkelere, özellikle vergilendirmede eşitlik ilkesine ciddi zarar vereceği çok açıktır. Eğer, KDVK’nın 35. Maddesini referans alırsak, bu durumda yapılmış bir işlem için tahsilat yapılmadıkça hiçbir şekilde zamanaşımına uğramayan bir durumun varlığı ortaya çıkacaktır ki bu durum son derece temelsiz bir görüş yaratacaktır. Ayrıca, dövizli işlemlerde kur farkının vade farkı niteliğinde değerlendirilmesini “tarafların karşılıklı iradelerine” bağlayan çeşitli değerlendirmelere rastlanılmaktadır. Halbuki, öyle işlemler vardır ki, kamulaştırma gibi, bu tür işlemlerde konu istisna olsun olmasın bedel mahkeme kararıyla çok sonra ortaya konulabilmektedir. Sonuç olarak, bedelin her hal ve şartta karşılıklı irade mutabakatına tabi olduğunu beklemek yersiz bir yorumdur. Bedelin parça parça tahsil edildiğinde ise ayrı hukuki sorunlar çıkartacağı da bir başka konudur. Bu durumda, zaman zaman alıcı lehine, zaman zaman satıcı lehine KDV matrahı çıkabilecektir. Ayrıca, aksi düşünce sahipleri kur farklarının vergiye tabi olduğu yönündeki değerli görüşler ithalatla ilgili kur farklarında kanunda açık belirleme yapıldığından tartışma konusunun bulunmadığını ifade ederken, aynı kanun koyucunun ithalat dışındaki işlemlerle ilgili olarak aynı hassasiyeti neden göstermediğine değinmediğini gözlemliyoruz. Vergi kanunları bir bütündür ve 213 sayılı VUK’un 3/A maddesine göre sistematik bir yorumu benimsenmiştir. Kanun koyucu açıkça ithalat işlemlerinde kur farklarını matraha dahil ederken, gibi edatı yerine açıkça kur farkını belirtmiş ve sistematik yorumun istisnasını oluşturmuştur. Ayrıca, çeşitli değerlendirmelerde fiili ithalata kadar ortaya çıkan kur farkları matrahı oluştururken, bundan sonra ödemeye bağlı olarak ortaya çıkan kur farklarının açıkça bir borç ve alacak ilişkisi içinde değerlendirmeye tabi tutmuşlardır. Keza, bundan sonraki süreçte kur farkı dolayısıyla gelir elde edilmediği değerlendirmesi de bize göre doğru değildir. Bu ifade işlem bazlı vergilendirmeyi esas alan kurala aykırılık teşkil edecektir. İthalat matrahı ile ilgili kur farkı ibaresinin, konunun çözüm şekli olarak değerlendirilmesine karşın, yurtiçi işlemlere ilişkin sistematik yorumun bir parçası olarak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Halbuki, hatırlatmak isteriz ki, KDVK’nın 35. Maddesindeki matrahta düzeltme hükmü ithalattaki bu işlemler içinde halen yürürlüktedir. Satıcının yurtdışında olması, onun mükellef olmadığı sonucu değiştirmez, sadece KDV indirimi ile ilgili sorunları ortaya çıkartır. Duruma göre vergi yorumu yapılamayacağını değerlendirmekteyiz. Liberalleşmenin geldiği nokta itibariyle belki otuz yıl öncenin Türkiye’sinde yapılabilecek değerlendirmeleri bugüne taşımak yanlıştır. Ülkemizde ödeme ve tahsilatların ulusal para birimi dışında yapılması serbest olup, bazı örneklerde yurtdışından yapılan tahsilatların da TL üzerinden gerçekleştiğini biliyoruz. Matrah konusunda muvazza iddiaları da gündeme gelemez. Özellikle, döviz piyasaları evrensel nitelikteki piyasalar olup, tam rekabet piyasalarına oldukça yakın piyasalar olarak ifade edilmektedir. Ayrıca, söz konusu piyasalar alıcı ve satıcıların karşı karşıya geldikleri piyasalar olmayıp, dünyada hiç kapanmayan piyasalar olarak dikkat çekmektedir. Kur farkı ile enflasyon arasında ise doğrudan doğruya bir bağlantının kurulabilmesi iktisadi açıdan mümkün gözükmemektedir. Eğer, bir işlemde iki taraf döviz kurunu serbetçe belirlerken, iktisadi ve ticari nedenlerle açıklanamayan bir kur belirlemesi yapılırsa, o zaman KDV matrahına yönelik eleştirilerin gelmesi gerekli ve zorunlu bir sonuçtur. Bu tür durumlarda gerçekte vade farkı olan bir ödeme, kur farkı olarak gösterilmeye çalışılabilir. İdarenin çeşitli uluslar arası ihaleler ile döviz veya dövize endeksli ihalelerde cinsinden yapılan yurtiçi ihalelerde de kur farklarının KDV ye tabi olmadığı şeklinde “ayrışık” özelgeleri de mevcuttur. İlaveten, vergiden muaf kişi/kurumlara veya nihai tüketiciler lehine ödeme esnasında kur fakı çıkarsa bunun nasıl belgelendirileceği sorunu da çıkacaktır. Gider pusulası, niteliği itibariyle bu amaca hizmet edemez, yasal niteliği buna uygun değildir. Yukarıdaki açıklamalara göre ithalat haricindeki kur farkının KDV matrahına tabi olmasının altında yatan yasal gerekçelerin yeterli olmadığını, sonuçları itibariyle hukuken çeliştiğini düşünmekteyiz. Yalnız, uygulamanın aksi yönde geliştiğini de ifade etmek isteriz. Sonuç itibariyle, kur farklarının vergiye tabi olmasını gerekçelendirecek ne ticari ne de hukuki altyapının yeterli olmadığını kişisel bir değerlendirme olarak iletmek isteriz. [1] Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı, 02/01/2012 Tarih Ve Sayılı Özelgesi [2] Gelir Yönetimi Daire Başkanlığı-I, sayı, 02/11/2011 Tarihli Özelgesi [3] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, Sayı Ve 04/07/2013 Tarihli Özelge, [4] Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı, Sayı, 02/02/2012 Tarihli Özelge, [5] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 39044742-130-1029 Sayı Ve 18/04/2014 Tarihli Özelge,
Ödenmiş sermaye muhasebe hesabı başlığı altında farklı muhasebe kayıtlarını inceledik. 500 Sermaye Hesabının Tanımı İşletmeye tahsis edilen veya işletmelerin ana sözleşmesinde yer alan, işletmenin ticaret siciline tescil ettirdiği sermaye tutarı bu hesaptadır. 500 Sermaye Hesabının İşleyişi İşletme, taahhüt ettiği sermayeyi bu hesaba borç, ödenmiş sermayeyi ise alacak olarak kaydedebilir. 501 Ödenmemiş Sermaye Hesabının Tanımı İşletmeye tahsis edilen veya ortaklarca yüklenilen sermayenin henüz ödenmemiş kısmıdır. 501 Ödenmemiş Sermaye Hesabının İşleyişi İşletme, taahhüt ettiği sermaye tutarını 500 Sermaye Hesabı bu hesaba borç, ödenen tutarları alacak olarak kaydedebilir. Aşağıdaki ABONE OL BUTONUNA TIKLAYIP YouTube Kanalımıza Abone olabilirsiniz ve sitemizdeki içerikleri izleyebilirsiniz. Örnek A kişisi TL ve B kişisi TL sermaye taahhüdünde bulunarak bir şirket kurmuşlardır ve sermaye taahhüdünü yerine getirmişlerdir. Muhasebe kaydı nasıldır? ________________________________________________________ 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi 500 Sermaye A Kişisi B Kişisi Sermaye Taahhüdü ________________________________________________________ ________________________________________________________ 102 Bankalar 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi Taahhüt Edilen Sermayenin Ödenmesi ________________________________________________________ Sermayenin ayni olarak taahhüt edilmesinin muhasebe kaydı; ________________________________________________________ 252 Binalar 253 Tesis Makine Ve Cihazlar 500 Sermaye Sermayenin Ayni Olarak Ödenmesi ________________________________________________________ Bu konuyla ilgili makalelere bağlantılara tıklayarak ulaşabilirsiniz. Dergi Park Makale Mali Çözüm Dergisi Geçmiş yıl karlarının sermayeye ilavesinin muhasebe kaydı; ________________________________________________________ 570 Geçmiş Yıl Karları 500 Sermaye Geçmiş Yıl Karlarının Sermaye Eklenmesi ________________________________________________________ İşletme, genel kurul toplantısında aldığı kararla geçmiş yıl karlarını sermayeye ekleyebilir. İlgili evrak ektedir. Dağıtılmayan Geçmiş Yıl Karları Dilekçe Diğer dilekçeler için bu bağlantıya tıklayabilirisiniz. Maddi duran varlık yeniden değerleme artış fonlarının sermayeye ilavesi; ________________________________________________________ 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi 500 Sermaye A Kişisi B Kişisi Sermaye Taahhüdü ________________________________________________________ ________________________________________________________ 522 Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Artışları 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi MDV Yeniden Değerleme Artışlarının Sermayeye Eklenmesi ________________________________________________________ Maliyet artış fonunun sermayeye ilavesi; ________________________________________________________ 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi 500 Sermaye A Kişisi B Kişisi Sermaye Taahhüdü ________________________________________________________ ________________________________________________________ 524 Maliyet Bedeli Artış Fonu 501 Ödenmemiş Sermaye A Kişisi B Kişisi Maliyet Bedeli Artışının Sermayeye Eklenmesi ________________________________________________________ Not İçeriği herhangi bir platformda kullandığınızda Mali Rehberim Cengizhan Topçu ismini kaynak göstermenizi rica ederiz.
Döviz Üzerinden veya Dövize Endeksli Olarak Düzenlenen Faturalı Borç/Alacakların Değerlemesi ve KDV’nin Doğuşu Abdulvahap BULUT Yeminli Mali Müşavir [email protected] Global dünyamızda ticari işletmeler finansal yapılarını planlamak ve gelecekteki kur riskinden korunmak ve ödeme sıkıntısıyla karşılaşmamak amacıyla ticari faaliyetlerini döviz üzerinden veya dövize endeksli olarak yürütmektedirler. Böylece firmalar; vadeli ticari işlemlerinde döviz üzerinden borçlarını yine döviz kuruna bağlamış oldukları alacaklarıyla ödemeyi planlamak suretiyle, döviz kurlarında oluşan ters yönlü hareketler sonucu doğan kur risklerini tümden ortadan kaldıramasalar dahi hafifletebilmektedirler. Basit bir örnek verecek olursak; piyasada var olan bir malın ihracatçısı tarafından sabit bir fiyatla alınıp değişken bir fiyatla dünya pazarlarında satışa sunulduğu veya değişken fiyatla alınıp, sabit fiyatla satışının yapıldığı günümüzde; vadeli olarak alınan ve ihraç edilen malın alış maliyeti dövize endekslenmiş olması halinde ödeme vadesine kadar geçen süre zarfında kurlarda oluşacak ters yönlü değişimden ihracatçı fazla etkilenmeyecektir. Zira ihracatçı dövize endekslemiş olduğu borcunu, ihracat bedeliyle karşılayabilecektir. Aynı şekilde ihracatçıya malını vadeli olarak satan firma eğer bu malın girdi maliyetlerini aynı döviz kuru ile sabitlemişse, firmanın bu işlemden dolayı karlılığı etkilenmeyecektir. Bu yazımızda piyasa riski olarak adlandırılan döviz riskinden korunmak ve döviz pozisyonunu dengeli götürmek amacıyla alacak ve borçlarını döviz kuru üzerinden sabitleyen firmaların dövize bağladıkları faturalı ve faturasız alacak ve borçlarının değerleme işlemleri, yasal mevzuata fazla girilmeden yasa maddeleri ve tebliğ numaraları verilmek suretiyle açıklanacaktır. Dövize Bağlanan Faturalı/Futarsız alacak ve borçların değerleme işlemlerinde farklılık ve özellik arz eden hususlar aşağıda maddeler halinde belirtilecektir. 1-Değerleme İşlemi Yapılırken Esas Alınması Gereken Döviz Kuru VUK Tebliği Sıra No 130, 283, 380, GVK Tebliği Sıra No 217 Değerlemeden kasıt; kasa ve bankalarda mevcut yabancı paralar ile yabancı para cinsinden alacak ve borçların yasal defterlerdeki kayıtlı değerleri ile, Maliye Bakanlığınca veya Merkez Bankasınca belirlenen efektif alış kuru ve döviz alış kurları dikkate alınarak değerlerinin tespit edilmesi ve yasal defter kayıtlarımızın tespit edilen yeni kur değerleriyle denkleştirme işlemidir. Yapılacak değerleme işlemlerinde; Türkiye’de yabancı para borsası olmadığından, Maliye Bakanlığı’nın yayınladığı kurlar kullanılır. Maliye Bakanlığı döviz kurunu belirlemediği ilan etmediği sürece TC. Merkez Bankası’nın ilan etmiş olduğu döviz kurları değerleme işlemlerinde esas alınır. Döviz Kasa Hesabı için efektif alış, diğer tüm hesapların değerleme işlemleri için döviz alış kurları dikkate alınması gerekmektedir. Bankalar, bankerler ve sigorta şirketleri hariç Değerlemenin yapılacağı geçici vergi ve özel hesap dönemlerinde, Maliye Bakanlığı döviz kurunu belirlemediği ilan etmediği sürece TC. Merkez Bankası Döviz Alış Kuru Nakit mevcutların değerleme işlemlerinde efektif alış kuru üzerinden değerlemeler yürütülmelidir. Tahsilatın yapıldığı tarihte, fatura üzerinde tarafların belirlediği döviz kuru mevcut ise bu kur üzerinden değerleme yapılmalıdır. Eğer fatura üzerinde alıcı-satıcı tarafından kur belirlenmemiş ise tahsilatın yapıldığı güne ilişkin TC Merkez Bankası Döviz Alış Kuru değerleme işlemine esas alınmalıdır. Takvim yılı sonunda yapılacak kur değerlemelerinde esas alınacak kur Maliye Bakanlığı tarafından belirlenerek ilan edildiği için değerleme işlemlerinde ilan edilen bu kur üzerinden değerleme yapılmalıdır Hali hazır bu günkü durumda ülkemizde döviz kurları için borsa bulunmadığından takvim yılı sonunda hesap dönemi sonunda ise Maliye Bakanlığınca itibariyle ilan edilen döviz alış kurlarına göre değerlemelerin yapılması gerekir. 2- Faturalı İşlemlerden Kaynaklanan Borç-Alacakların Değerlemesi VUK Md. 280, 281, 285 KDVK KDV Tebliği Sıra No105 MSUGT-1, TMS-4, TMS-12 Dövizli borç ve alacaklarımız faturaya bağlanmış ise yani bir mal veya hizmet tesliminden doğmakta ise fatura tarihinden borç-alacağın tahsil edileceği tarihe kadar geçen süre içerisinde geçici vergi dönemlerinde ve hesap dönemi sonunda dövizli borç ve alacakların bakiye tutarlarının değerleme işlemleri yapılmalıdır. Yapılacak bu değerleme işlemi dövizli kayıtlarımızın karşılaştırılması sonucunda değerlenen mevcutlarımız, borç ve alacağımızın kayıtlarımızda yer alan kayıtlı değerleri değerlenen kura uygun hale getirilir. Yani bir taraftan mevcutlar, borç ve alacaklar belirlenen kur üzerinden yeni değerlerine eşitlenirken, diğer taraftan 646 veya 656 hesaba alacak ve borç kaydı yapılır. İhracat bedellerinden doğan kur farklarının muhasebeleştirilmesi özellik göstermektedir. Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği Sıra No1’e göre cari dönem içinde yer alan süreler içinde cari döneme ilişkin oluşan kambiyo karları “ Satışlar” hesabına alacak olarak alınmalıdır. Aleyhte oluşan ve satış hasılatını azaltıcı bir etkiye sahip olan kambiyo zararlarının da 612. Diğer İndirimler ana hesabı altında bir yardımcı hesap şeklinde muhasebeleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak MSUGT’ den farklı olarak TMS 4’te belirtilen kambiyo karlarının ve gerekse TMS 12’de belirtilen kambiyo kar ve zararlarının satış hasılatı ile ilişkilendirilmediği ve dolayısıyla TDHP ile TMS arasında uyumsuzluk olduğu görülmektedir. Yurtdışı satışlara ilişkin cari döneme ait lehte oluşan kur farkları 601 hesabın altında, ihracat mal bedellerinin tahsili aşamasında oluşan ve satış hasılatını azaltıcı etkiye sahip olan kambiyo zararlarının aleyhte oluşan kur farkları ise 612 hesabın altında aşağıdaki örnekteki şekilde kayıtlara alınabilir. YURTDIŞI SATIŞLAR HESABI Mal Satışları Hizmet Satışları Kambiyo Karları DİĞER İNDİRİMLER - Reklamasyon Giderleri Sevkiyat İndirimleri Kambiyo Zararları İhracatın gerçekleştiği cari dönemden sonra oluşan kur farkları ait oldukları 646 ve 656 hesaba aşağıdaki örneklerde olduğu gibi alınabilir. KARLARI Kasası Kambiyo Karları Tevdiat Hesabı Kambiyo Karları Çeklere Ait Kambiyo Karları Senetlere Ait Kambiyo Karları Dönemden Devreden İhracata İlişkin Kambiyo Karları ZARARLARI HESABI - Kasası Kambiyo Zararları Tevdiat Hesabı Kambiyo Zararları Çeklere Ait Kambiyo Zararları Senetlere Ait Kambiyo Zararları Dönemden Devreden İhracata ilişkin Kambiyo Zararları 3-Dövizli Emtia Alımlarından Doğan Kur Farkları ve KDV 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 238 nolu Genel Tebliği’nde emtianın satın alınıp, işletme stoklarına girdiği tarihe kadar oluşan kur farklarının emtianın maliyetine, malın stoklara intikal ettikten sonra doğacak kur farklarının ise gider yazılması veya malın maliyetine intikal ettirilmesi yönünden mükellefe seçimlik hakkı tanınmıştır. Bu itibarla dövizli faturalar karşılığında satın alınan emtiadan kaynaklanan dövizli borçların değerlemeleri sonucunda satıcı lehine oluşan kur farkı tutarında satıcının düzenlediği kur farkı faturasının kayıtlara alınmasında VUK 238 nolu Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar göz önünde bulundurulmalı ve kur farkına ilişkin faturanın maliyet veya gider kaydı tebliğe uygun yapılmalıdır. Dövizli satışlarda mal işletme stoklarına girinceye kadar mal bedelinin tahsil edilmesi halinde alıcının lehine satıcının aleyhine kur farkı oluşması halinde alıcı kur farkı tutarında KDV dahil fatura düzenlemeli bu tutar kadar malın maliyetine ve 391 hesaba alacak, 320 hesaba borç yazmalıdır. Satıcı alıcının düzenlediği faturayı 612- DİĞER İNDİRİMLER, 191 hesaba borç ve 120 hesaba alacak yazmak suretiyle muhasebeleştirmelidir. Aksi halde 656 kur farkı zararı olarak kayıtlara alınması halinde alıcının kayıtlarıyla ters düşer. Emtia alımları karşılığında verilen ve alınan avanslar yabancı para cinsinden olan borç ve alacak hükmünde olduğundan, geçici vergi dönemlerinde ve hesap dönemi sonlarında Vergi Usul Kanununun 263’üncü maddesine göre borsa rayici ile, yabancı paranın borsada rayici yoksa, Maliye Bakanlığınca tespit edilen kur esas alınmak suretiyle değerlemeye tabi tutulması gerekir. Ancak yine uygulamada avanslara ilişkin kur farklarının dönem gelir tablosuyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Avanslar gelecekte yapılacak olan mal veya hizmet teslimleri karşılığında peşin alınan veya verilen bedel mahiyetinde olduğundan, bu dövizli borç ve alacakların kur farklarının da ilişkili olduğu mal ve hizmetin kazancıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. KDV Kanununun 24/c maddesine göre, vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV matrahına dahil olduğu belirtilmiştir. Döviz kuruna bağlanmış olan faturalı alacak ve borçlarımızla ilgili ödeme yapılamadığı sürece, kayıtlı değerle değerleme sonrası arada oluşan kur farkına ilişkin fatura düzenlenmemeli veya istenilmemelidir. Uygulamada, tahsilat yapılmadığı halde geçici vergi dönemlerinde ve takvim yılı hesap dönemi sonunda yapılan değerleme işlemlerinde hesaplanan kur farklarına ilişkin olarak alıcı ve satıcı arasında faturalaşmaların yapıldığı görülmektedir. Bu itibarla ancak faturalı alacak veya borcumuzun tahsil edildiği veya ödendiği tarih itibariyle yapılacak değerleme işlemleri sonunda lehte veya aleyhte oluşan kur farkı tutarı üzerinden fatura düzenlenmeli veya fatura istenilmesi gerekmektedir. Maliye Bakanlığı tarih ve Sayılı Özelgelerinde; Dövize bağlanan faturalı mal alış bedellerinin zamanında ödenmemesi veya eksik ödenmesi nedeniyle tespit edilen ilk vade tarihinden sonra ortaya çıkan yeni vade farkları da vadeli satışa konu teslim ve hizmete ilişkin matrahın bir unsurunu oluşturduğundan, bu vade farklarının da aynen yukarıda açıklandığı şekilde ilgili dönemlerde kur değerlemesi yapılmalı ve tahsilatın yapıldığı tarih itibariyle ayrıca fatura edilmeli ve vadeli satışa konu teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemlerin tabi olduğu oran üzerinden KDV hesaplanarak, vade farkı faturasının düzenlendiği döneme ilişkin beyannamede beyan edilmesi gerektiğini açıklamıştır. 4- Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerin Dövize Bağlı Alımlarında Doğan Kur Farkları Dövizli Aktif Kıymet Alımlarında ortaya çıkan kur farklarının, aktifleştirme tarihine kadar olan kısmının maliyete intikal ettirilmesi, aktifleştirmeden sonraki döneme ilişkin kur farklarının ise seçimlik hak olarak doğrudan gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerektiği VUK Genel tebliğlerinde belirtilmiştir. VUK Genel Tebliğinde 163, 238 Tebliğde; lehte oluşan kur farklarının aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönemin sonuna kadar oluşan kısmının maliyetle ilişkilendirilmek suretiyle amortisman yoluyla yok edilmesi, aktifleştirildikten sonraki dönemlerde oluşan kur farklarının ise kambiyo geliri olarak değerlendirilmesi veya maliyetten düşülmek suretiyle amortismana tabi tutulması, daha sonraki dönemlerde, seçimlik olarak hangi hak kullanılmışsa o yönteme göre işlem yapılmasına devam edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesine göre, verginin konusuna girmeyen bir işlem bedeline ait sonradan ortaya çıkan unsurlar KDV ye tabi bulunmamaktadır. Buna göre, döviz üzerinden borçlanarak satın aldığınız gayrimenkul dolayısıyla ödeme tarihinde lehinize oluşan kur farkı için satıcı adına şahıs fatura düzenlemeniz mümkündür. Ancak, verginin konusuna girmeyen işlem nedeniyle daha sonra ortaya çıkan kur farkları KDV ye tabi olmayacağından faturada KDV hesaplanmayacaktır. 5- Faturalı Olmayan Mevcut, Borç ve Alacakların Değerleme İşlemleri Dövizli mevcutlarımız, borç ve alacaklarımız faturaya bağlanmamış ise yani bir mal veya hizmet teslimi karşılığında oluşmamış ise hesaplarımızda yer alan dönem sonunda henüz dönem sonu işlemleri yapılmadan çıkarılan mizandan “genel geçici mizan”dan toplu olarak görülebilir. mevcutlarımız, alçaklarımız ve borçlarımızın tamamı geçici vergi dönemlerinde, hesap dönemi sonunda ve hesabımızın kapatıldığı tarih itibariyle kur değerlemeleri yapılmalıdır. Yapılacak kur değerleme işleminde; nakit yabancı paraların defter değerleri, efektif döviz alış kuru esas alınarak yapılan değerleme sonucunda tespit edilen miktardan küçükse oluşan fark, kar özelliğini taşımasından dolayı “646 Kambiyo Karları Hesabı”na alacak, “100 Kasa Hesabı”na borç kaydedilerek muhasebeleştirilir. Aksi durumda ise, zarar niteliğinde olup, dönem giderlerine yansıtılması için, söz konusu fark “656 Kambiyo Zararları Hesabı”na borç, “100 Kasa Hesabı”na alacak kaydedilerek muhasebeleştirilir. Banka hesaplarımızda bulunan döviz hesaplarımız döviz alış kuru üzerinden değerlenmeli ve oluşan fark kasa hesabının değerleme işleminde olduğu gibi kayıtlara alınmalıdır. Yabancı para cinsinden alacaklar senetli veya senetsiz ise, kayıtlı değeri, yapılan değerleme sonucu tespit edilen miktardan küçükse oluşan fark kar niteliğini taşıdığı için, söz konusu fark “646 Kambiyo Karları Hesabı”na alacak, “120 Alıcılar Hesabı” veya “121 Borç Senetleri Hesabı”na borç yazılır. Aksi durumda, söz konusu fark zarar niteliğinde olduğundan, “656 Kambiyo Zararları Hesabı”na borç, ilgili hesaplara da alacak kaydedilerek muhasebeleştirilmelidir.
HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞIDöviz Cinsinden veya Dövize Endeksli Sözleşme Bedellerine İlişkin DuyuruBilindiği üzere, tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 Sayılı CumhurbaşkanıKararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar’da değişiklikler yapılarakTürkiye’de yerleşik kişilerin bazı istisnalar dışında birbirleriyle döviz cinsinden veya dövizeendeksli bedeller içeren sözleşmeler yapmamaları hususunda ve mevcut sözleşmelerde yer alanbedellerin Türk lirasına çevrilmesi yönünde düzenlemeler konusu düzenlemeler sonrasında Bakanlığımızca belirlenen istisnalar ise Türk ParasıKıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 sayılı Tebliğ’ konu düzenlemelerde sözleşme taraflarının Türk lirasına dönüşte mutabakatavaramamaları halinde bedellerin Türk lirasına çevrilme usulü ile konut ve çatılı iş yeri kirasözleşmelerinde Türk lirası olarak belirlenen bedellere iki yıllık geçiş sürecindeuygulanacak artış oranlarına ilişkin esaslar yıllık sürenin sona ermesiyle geçiş süreci sona erecek ve taraflar Türk lirası tutarlarauygulanacak artış oranında yine mutabakata varamazlarsa 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun344 üncü maddesi hükmünde yer alan sınırlara tabi süreci için öngörülen iki yıllık sürenin sona ermesinden sonra bahse konu sözleşmelerdeyer alan bedellerin tekrar döviz cinsinden veya dövize endeksli uygulanmaya başlanmasıya da yeniden döviz cinsinden veya dövize endeksli belirlenmesi mümkünbulunmamaktadır. Aksi uygulamaların tespiti durumunda kambiyo mevzuatı uyarınca gerekliyaptırımlar
dövize endeksli kredi muhasebe kaydı